SAKALLI CELAL

İnsanları tanımadan ne yaşadığın bilmeden lütfen o kişi hakkında net yorumlar yapmayınız zira pişman olmak istemiyorsanız. Bugün ki yazımın misafiri de tam olarak değeri anlaşılamayan hazinelerden biridir. Kim bu hazine diye merak ediyorsanız size Sakallı Celal demem kafi olacaktır. Sokakta saçı sakalı birbirine girmiş bir insan gördüğümüz de aklını yitirdiğini yada evsiz barksız bir gariban olduğunu düşünürüz. Kim nereden bilsin gördüğümüz sakallının aslında bir filozof olduğunu… Sakallı celal bir filozoftu, kendisi garipti ve ilginçti ama içerisinde inanılmaz bir vatan aşkı ve eğitime duyduğu sonsuz istek bulunuyordu. Sakallı Celalin yaşam öyküsünü dilim döndüğünce anlatmak ve bu adamı tanımayan gençliğimize ballandıra ballandıra anlatmak istiyorum.

Celal doğumu itibari ile şanslı çocuklardan birisidir. Kendisinin müstakbel babası Deniz Paşası olup ailesinin durumu gayet iyiydi. Ailesi Osmanlıya sımsıkı sarılmış ve oldukça vatansever bir yapıya sahipti. Celalin üç tane abisi de bulunmaktaydı. Küçük Celal daha yaşamın ilk yıllarında kendisinin iyi bir pozisyona geleceğini göstermeye başlamıştı. Celal çocuk yaşta iken arkadaşları dışarıda saatlerce oyun oynamasına rağmen Celal harfleri öğrenmek zamanını geçirdi. Ailesine okuma yazmayı öğrendiğini söyleyerek aile bireylerinin şok geçirmesi sağladı. Celal boş durmak istemiyor sürekli öğrenmek ve kendisini geliştirmek istiyordu. Bunun için Celal artık kendisini dünyaya açmak ve farklı kültürleri sentezleyerek bakış açısını genişletmek istiyordu. Bu nedenle Fransızca öğrenmeye karar verdi. Bu yıllarda Cemal gerçekten minim bir çocuktu. Yaşı küçüktü ama düşünceleri çok büyüktü. Ailesi yaşının küçük olmasından dolayı Celal’ e ilk aşamada Fransızca dersleri aldırmayı uygun görmediler. Celal o kadar istekliydi ki sonunda ailesini razı etmeyi başardı. Celal artık Fransızca öğreniyor ve kendini küçük yaşlardan itibaren büyük bir serüvene hazırlıyordu. Okula başladığında akranlarına göre oldukça ileri seviyede bulunuyordu. Arkadaşları okuma yazma bilmiyorken Celal şıkır şıkır Fransızca konuşuyordu. İlk okul seviyesinde bulunan Celal abilerinin kitaplarını karıştırarak sürekli olarak yeni bir şeyler öğrenerek bilgi hazinesini genişletiyordu. Artık Lise zamanı gelmişti. Celal o dönemin en iyi lisesi olan Galatasaray lisesine yazılacaktı. Fransızca hazırlık okuması istenilen Celal, zaten çocuk yaşta Fransızca öğrendiği için hazırlık okumadan liseye başlamaya hak kazandı.

Liseli Celal o dönemin okuması belki de en zor lisesinde harikalar yaratmaya başlamıştı. Yine akranlarından çok çok önde olan celal çıtayı yükselterek aynı okulda öğrenim gören abisini geçmeye çalıştı. Bu azim bu zeka gerçekten takdir edilesi bir durumdu. O dönemlerde Celal’i duraksatan ve karamsarlığa iten bir durum yaşandı. Celalin abisi deniz subayıdır ve o dönemde yönetime baş kaldırdığı nedeniyle idam edileceği duyuldu ancak daha sonradan abisi ömür boyu sürgüne gönderildi. Bu olay Celal’ de çok derin yaralar açtı. Ortada bir abi ve küçük kardeşi var. Celal belki de bir daha hiç abisi Kemal’i göremeyecekti. Bu durum Celal’i derinden sarstı.

Bu olayın sarsıntısından yeni çıkmaya çalıştığı sırada bu sefer de aynı okulda okuduğu abise Nihal spor yaptığı esnada boynunun üzerine düşerek hayatını kaybetti. Celal bu acıları içerisine attı ancak Celalde belki de kapanmayacak yaralarda açmıştı. Celalin o dönemde yanında kalan tekbir abisi vardı. Kemal..

Kemal’de oldukça yenilikçi ve modern bir insandı. Kendisini bilime adamıştı. Hatta o dönemde çığır açacak bir buluşa imza da atmıştı. Havada bulunan oksijeni enerjiye çevirmeyi başarmıştı ancak sonradan projelerini kaybetmesi sonucu bu olayı hayallerde kaldı. Celal bu olumsuzluklar içerisinde okulunu başarılı bir şekilde bitirir. Donanımı ile tüm memurları yapacak seviyeye gelmiştir. Bu durumu bir kişi daha net bir şekilde biliyordu. Galatasaray lisesinin o dönemde ki müdür Tevfik Fikret Celal’de bulunan ışığı çoktan fark etmişti. Bu nedenle Celal’in Galatasaray lisesinde öğretmenlik yapmasını istedi. Bu isteği kabul eden Celal öğretmenlik kariyerine ilk adımı atmış oldu. Kısa bir süre lisede öğretmenlik yapsa da elinin altından Celaller, Nazım Hikmetler gibi nice büyük cevhere hocalık yapmıştır.

O dönemde yönetim fransızcası iyi olan 35 genci yüksek öğretim görmesi amacıyla Fransa ve isviçre’ye göndermek ister. 35 gencin içerisinde hepinizin tahmin edeceği üzere Celal’de vardır. Celal Fransanın Sorbonne kentinde siyaset bilimi okumak üzere gönderilir. Celal siyaset yapmak istemiyordu kendisini aklında hep Makine Mühendisiliği okumak vardı. Kim bilir belki abisi kemalin yarım kalan işini tamamlamak istiyordu. Bu isteğini ailesine bildirdi. Kendisinin makine mühendisi olmak istediğini eğitimini bu şekilde alması konusunda yardımcı olmasını istedi. Ancak ailesi devletine çok düşkün olduğu için Celal’e devletin uygun gördüğü bölümde okumasını söyler. Bu hayal kırıklığından mıdır bilinmez ama o dönemden sonra Celal sakallarını bir daha hiç kesmeme kararı alır. Kendisi Fransanın meşhur yazarları şairleri ve düşünürleri ile görüşerek ufkunu sonsuzluğa kadar açmayı başarır. Fransada ki etkilerden sonra Celal artık başka bir Celal’di bakış açısı oldukça değişmişti. Daha fazla devletine yük olmamak için ise üniversiteyi yarım bırakarak ülkesine geri döndü. Ülkesine döndükten kısa bir süre sonra kendisini Fransızca öğretmeni olarak Üsküp’e gönderirler. Kendisi kısa bir süre içerisinde öğrencilerin ve velilerin sevgilisi haline gelmiştir. Okulda Fransa’da öğrendiği modern bilgileri aktarmış kendi maaşı ile futbol sahası yaptırarak öğrencilerini spora yöneltmeye çalışmıştı. Herkes memnundu ancak bir kısım hariç. O kısmın Celali sevmemesinin sebebi ise Futbol’u haram olarak görmesiydi. (Hz. Hüseyinin başının kesilerek futbol oynandığına inanmaları.)

Celal Hocamız ağzıyla kuş tutsa yaranamıyordu o dönemlerde o dönemin insanları gerçekten Celal hocayı anlamada güçlük çekmişler, hoş şimdide pek anladığımızı sanmıyorum da neyse konumuza geçelim. Sakallı Celal görevinden alınmasına rağmen ülkesine küsmeyi yada vatanına hizmetten kaçınmayı bir an bile düşünmemişti. Bunun en somut örneği Milli Mücadele yıllarında zor durumda kalan Mustafa Kemal Atatürk’e deniz yolu ile bir tekne dolusu silah getirmişti. O dönemde o iş oldukça zor bir eylemdi. Ama Celal hocamızın akıcı Fransızcası bu sorunda kendisine ciddi anlamda yardımcı olmuştu diyebilirim.

Bir insan daha ne yapsın ki her anlamda içerisinde vatan ve millet sevdası bulunmaktaydı. Halkı için de bilgisini cömertçe kullanmaktan vazgeçmiyordu. O yıllar yokların yılıydı bu nedenle hastalıklar savaşlar her yerde ölüm kol geziyordu. Sakallı celal ise elinden ne geliyorsa fazlasıyla halkın yanında bulunuyordu. Belki de o dönemlerde en önemli faktör eğitimdi. Eğitimli insanların bir çoğu savaşta bulunuyor ve alttan gelen yeni nesli eğitecek öğretmen eksiği çok fazlaydı. Sakallı Celal İzmit lisesine öğretmen olarak atandı. Burada Yusuf Ziya Ortaç ile tanıştı. Bir çok okulda bir çok şair yazar ve düşünür yetiştirdikten sonra üzerinde bulunan baskılara daha fazla dayanamayarak çok sevdiği öğretmenlik görevinden istifa etti. Ardından kendisini Aydın’da bir incir fabrikasında işçi olarak bulur. Kendisinin bilgisi çok geçmeden anlaşılınca orada bulunan işçilere dil ve bir takım dersler vermeye başladı. Yine dönemin insanları tarafından komünist olduğu iddiası ile hakkında asılsız ihbarlar yaparak polisin Celalin evini aramasına sebep olsa da görevliler evinde komünizme dair herhangi bir şey bulamazlar. Sakallı Celal bu durum karşısında bir parmağını fabrikada bırakarak yine oralardan uzaklaşır.

Sakallı Celal hayatı boyunca ne sakalı kesti nede bir kişiden yardım istedi. Sakallı Celal’in öğrencileri okumuş ve maddi durumu gayet iyi durumdaydı. Hocalarına yardım etmeyi de çok isteseler de Celal asla yardım taleplerini kabul etmiyor zorla edilen yardımları da kullanmamayı tercih ediyordu.

Celal Yalınız namı diğer Sakallı celal tek başına hayatına ve sevdiklerine veda ederek hayatını kaybeder. Belki hali hazırda yazılı bir eser bırakmasa da sözleri ve yetiştirdiği öğrencileri ile ülkemize gereken güzelliği yaptığına inanıyorum. Ruhun şad olsun Sakallı Celal…

Değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler

%d blogcu bunu beğendi: