OSMANLI DEVLETİNİ ÇÖKÜŞTEN KURTARMAK İÇİN ARANILAN FİKİR AKIMLARI

Merhaba sevgili okurlarım.

Bugün sizlerle Osmanlı devletinin çöküş döneminden kurtulmak için aradığı fikir akımları hakkında bilgi vermek istiyorum, Bu fikir akımlarına sırayla inceleyelim

OSMANCILIK

Bu görüş “Abdülaziz” zamanında ortaya çıkar. Akımın öncüleri Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ni kuranlardır. Bu görüşü savunanlar için, millî birlik, millî şuur ve millî ülkü ancak Osmanlı birliği ile ve bunun gereklerini yerine getirmekle gerçekleşecek ve devlet bu sayede yıkılmaktan kurtulacaktır. Bu akımın savunucularına göre; Osmanlı Devleti bünyesinde yaşamakta olan Türk, Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Arnavut, Bulgar her soydan topluluk asimile edilecek, “Osmanlı” olacaktır. Böylece milliyetçiliğin yarattığı ayrılıkçı ve bağımsızlık yanlısı hareketler önlenecek, bütün teb’a Osmanlı Devleti’nin yücelmesi için mücadele edecektir. Bu aynı zamanda herkesin eşit haklara sahip ve ayrıcalığı olmayan Osmanlı Toplumu’nu ortaya çıkaracaktır. Osmanlıcılık görüşü, Fransız İhtilali’nin ardından ortaya çıkan milliyetçilik akımının gereklerine zıt ilkeleri savunduğu ve gereklere cevap veremediği için başarısızlığa uğramış-tır. Ancak bu akımın savunucuları, ön şart olarak meşrutî yönetime geçmeyi ve bütün azınlıklara mecliste temsil hakkı verilme sinide savunduklarından, Abdülaziz’in tahttan indirilerek yerine kendilerine Meşrutiyet sözü veren II. Abdülhamit’in çıkmasını sağlamışlardır.

İSLAMCILIK

Osmanlı Devleti’nin sosyal ve siyasal bütünlüğünü korumak için ortaya çıkmış, Tanzimat Dönemi’nde müslüman olmayan ahaliye verilen haklar karşısında daha da güçlenmiş, I. ve II. Meşrutiyet Dönemi’nde -ve hatta bugün bile- çok sayıda taraftar bulmuş olan akımdır. Memlekette islâmiyete büyük önem veren ve bütün müslümanlar arasında birliğin sağlanmasını temel alan görüştür. Bu görüşü savunanlara göre devlet işlerinin kötüye gitmesinin tek nedeni din kurallarının bütünüyle uygulanmamasıdır. İslâmcılara göre, İslâmiyet gelip geçmiş devlet ve toplum düzenlerinin en gelişmişi, en iyisi ve en yararlısıdır. Bu sebeple İslâmiyet’in bütün kuralları hiç ödün verilmeden tam anlamıyla uygulanırsa bütün İslâm ülkeleri arasında birlik kurulabilirdi. Osmanlı Padişahı da “halife-i rûy-i zemîn” (yeryüzünün halifesi) olduğuna göre, kurulacak böylesi bir birlik Osmanlı Devleti’ni yeniden eski güçlü ve saygın günlerine kavuşturabilirdi. “Genç Osmanlılar”ın desteğini de alarak meşrutiyet kurmak vaadiyle iktidara gelen II. Abdülhamid de, bu akıma destek verenlerin başında yer almış, kendini başa getirmek için çaba gösteren Genç Osmanlılar’ı ülke dışına göndererek, koyu bir “İslâmcı” olmuştur. Abdülhamid iktidarda bulunduğu süre zarfında Osmanlı Devleti’nin siyasetini bu akımın gerekleri doğrultusunda yönlendirmiş, bir Türk-Arap İmparatorluğu oluş- turmayı düşünecek kadar da Araplara büyük yakınlık ve ilgi göstermiştir. Bunun sonucundadır ki; Abdülhamid hakkında “Ulu Hakan-Kızıl Sultan” polemiği ortaya çıkmıştır. Abdülhamid’in İslâmcı politika izlemesini savunanlar “Ulu Hakan” ünvanını kullanırken, karşı düşüncede olup Abdülhamid’i “müstebid” (istibdâd yanlısı, baskıcı) görenler ise “Kızıl Sultan” demişlerdir. “Panislâmizm” (İslâm Birliği) de denilen bu düşünce başarılı bir sonuç getirmemiştir

TÜRKÇÜLÜK

Devletin kurtuluş ve yükselme çaresini, millî varlığını, millî duygu ve ülküsünü Türk milletinin tek vücut olmasında aramıştır. Böylece Osmanlı Devleti, birbirine sıkı sıkıya bağlı ve aynı soydan gelecek bir sosyal dayanak bulmuş olacaktı. Osmanlı devletinin bayrağı altında şuursuz bir hayat yaşayan Türkler, millî duygunun uyanmasıyla yeniden eski güçlü günlerine dönecektir. Türkçülük düşüncesi, Osmanlıcılık ve İslâmcılık akımlarının tesirlerinin fazla olduğu dönemlerde etkili olamamış, II. Meşrutiyet döneminde Ziya Gökalp tarafından sosyolojik temellere oturtulmaya başlanmıştır. Bu dönemlerde ortaya çıkan tüm fikir akımlarını değerlendirdiğimizde en tutarlı, en ileriye dönük ve en çağdaş olanının Türkçülük akımı olduğunu söyleyebiliriz. Bu akımın savunucularına göre; Osmanlı Devleti’nin kurtarılması ancak, imparatorluk sınırları içinde yaşayan Türklere bit ülkü birliği, milli şuur aşılanarak sağlanabilir. Osmanlı Devleti’nin bünyesinde yer alan ayrı dinden ve ayrı ırktan toplulukların bağımsızlık kazanmak için başkaldırmaları Osmanlı Devleti’ni zayıflatmıştır. Bunu önlemenin ve devleti güçlendirmenin yolu Türk milletine yeni bir canlılık, bir silkiniş ve kendi benliğine dönüş yaratmaktır. Fikir adamı Ziya Gökalp’in Türkçülüğe olan katkıları bu akımın güçlenmesini sağlamış, milliliğe yöneliş ve milli kurtuluş hareketinin yararlandığı en tutarlı düşünce ve çabaları oluşturmuştur. Kabul etmek gerekir ki, bir devlet için en yüce ve en kutsal güç, o devletin temelindeki millettir. Millet ve Türklük bilinci Osmanlı Devleti’nin yıkılma noktasına gelmesine kadar hiçbir Türk’ün kafasında ve yü- reğinde yer etmemiştir. Devletin içinde bulunduğu dinî yapı ve dinî kuralların bütün toplumu her yönüyle sarmalaması Türk olma, Türk milletinden olma düşüncesinin doğmasına imkân tanımamıştır

BATICILIK

Bu düşünce de batılılaşma hareketiyle birlikte başlar. Batının sosyal, siyasî ve felsefî görüşlerinin alınması anlayışıdır. Basit taklitçilikten öteye gidememiş, batının bilimsel ve teknik gelişmelerinden çok, şekli kopya ettiği için başarılı olamamıştır

Teşebbüs-ü Şahsî ve Âdem-i Merkeziyet Meşrutiyet sonrasında taraftarı çoğalan bu akımın öncüsü “Prens Sabahattin Bey”dir19. Prens Sabahattin Bey, Türkiye’nin nasıl kurtarılabileceğini “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” isimli kitabında açıklamaya çalışmıştır. Akımın savunucuları “Nesl-i Cedîd Kulübü” (Yeni Nesil Kulübü)’nde toplanmış, düşüncelerini buradan gençlere yaymaya başlamışlardır. Bu görüşü savunanlara göre; Osmanlı Devleti, çeşitli soy, dil ve dinlerden oluşan çok büyük bir ülkeye sahipti ve her geçen gün bu ülkeye ve topluluklara sahip olmakta güçlük çekiyordu. Devletin bu duruma düşmesinin baş sebebi ise bireye ve bireyin eğitimine önem verilmemesiydi. Halbuki devlet, birey üretken, girişimci ve güçlü ise ayakta durabilir. Birey devlet ve toplum için değil de; devlet toplum ve birey için çalışmalı- dır. Eğitim sistemi değiştirilmeli, eğitim bireyin üretici olarak yetişmesini sağlayacak uygulamalı bir eğitim olmalıdır. Prens Sabahattin’in bu koyu bireyci anlayışı, onu ve yandaşlarını Osmanlı Devleti’ni federal bir yönetime dönüştürme çabasına itmiştir. Osmanlı ülkesi bölgelere ayrılmalı ve bu bölgelere tam bağımsızlık değil ama belli kurallar dahilinde özerklik verilmelidir. Bunun sağlanması için de büyük devletlerden (düvel-i muazzama) destek istenmelidir. Bu özerk bölgeler gene Osmanlı Devleti’ne ve devletin padişahına bağlı olacak, sadece üretim, ekonomi, sanayi, bayındırlık gibi konularda kendi başlarının çaresine bakacaklar; ona göre örgütlenmelere gideceklerdir. Böylece imparatorluk sınırları içinde yaşayan azınlıkları ve etnik grupları oluşturan bireyler zenginleşecek, onların zenginliği ile devlet de zenginleşecek, kalkı- nacak ve güçlenecektir. Prens Sabahattin ve taraftarı Jön Türkler’in savunduğu bu görüş- ler, günümüzde “yerel yönetim” olarak isimlendirilen “adem-i merkeziyet”, yine günümüzde “girişimcilik” olarak övülen “teşebbüs-ü şahsî” ve günümüzde “liberalizm” denen “hürriyet” fikirlerinin ilk ortaya çıktığı görüşler olarak değerlendirilebilir

Sosyalist Akımlar

 Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında üretilen kurtuluş çareleri arasında sayabileceğimiz “Sosyalist Akımlar” da göze çarpmaktadır. Ancak bu akımlar dar bir çevre ve dar bir kadro dışında filizlenme imkânı bulamamıştır. Bu akım, görüşlerini Hüseyin Hilmi’nin çı- kardığı “İnsaniyet” ve “İştirak” gazetelerindeki yazılarla yaymak istemiştir. 1910’da Hüseyin Hilmi, Namık Hasan, Pertev Tevfik, İsmail Faik, Baha Tevfik, Hamdi Suphi’nin kurduğu “Osmanlı Fırkası” uzun ömürlü olamamış, kısa süren çalışmalarından sonra kapatılmıştır. II. Meşrutiyet meclisinde bazı milletvekillerinin de sosyalist düşünceye sahip oldukları bilinmekle beraber, bunlar da sosyalist düşünceyi bilinçli düzeye ulaştıramamış, yaygınlaştıramamışlardır. Dr. Refik Nevzat tarafından 1911’de Paris’te “Osmanlı Sosyalist Parti-si”nin şubesi açılmış, orada yayınlanan “Beşeriyet Gazetesi” yaptığı yayınlarla Türk milletinin ancak sosyalist düşünceyle Batıyı yakalayabileceğini anlatmaya çalışmıştır

Değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler

%d blogcu bunu beğendi: