NEMRUTUN MİMARI “SİN AMMAR”

Merhaba sevgili okurlarım.

Bugün yine tarih sahnesine giriş yaparak çok çok ötelere zaman yolculuğuna çıkacağız şimdi koltuğunuza sıkıcı sarılın çünkü milattan önce otuzlu yıllara gidiyoruz Bu yıllarda Kommagane isimli bir devlet vardı, bu devletin başında ise Antiochos isimli şahsiyet bulunuyordu. Kral Antiochos zevkine oldukça düşkün kendini aşırı beğenmiş ve muhteşem bir gösteriş meraklısı bir herifti. Kral Antiochos bir gün yine üzüm salkımlarını tek tek ağzına götürerek üzüm tanelerini  yerken aklına bir şey gelmiş, bu kadar güzel bir ülkeyi yönetiyorum bir sürü tanrım var bütün bu güzelliklerin sembolü olacak devasa bir yapıt yaptırayım dedi kendi kendine….

sonra Kral Antiochos en yakın yardımcısını yanına çağırarak, tüm ülkede ki mimarlara haber salınsın kim ülkeme ve tanrılarıma yakışacak güneşin doğuşunu ve batışını izleyecek terasları olan saray gibi bir mezar yaparsa o  mimara kendi cömertliğince ödüllendireceğini bildirmesini istedi.

Ülkede ki tüm mimarlar tüm hünerlerini göstererek projeler hazırladı ve krala sundu,  Kral Antiochos  kendisine getirilen projelerden sadece yazımızın da kahramanı olan Sin Ammar isimli bir mimarın projesini çok beğendi… Hemen huzuruna çağırdı Sin Ammar isimli mimarı  ve ona dedi ki ne kadar altın ne kadar işçi gerekiyorsa al yanına git istediğim gibi bir anıt mezar yap şeklinde kesin ve net bir emir verdi kralımız…

Sin Ammar günlerce bu mezarı yapacak yer aradı, öyle bir yer olmalıydı ki güneşin doğuşu ve batışını net bir şekilde görebilsin herkes.. Mimarımız günlerce haftalarca dağ tepe ova demeden gezdi ve sonunda anıt mezarı yapacak o yeri bulmuştu.  O yer topraklarımız sınırları içerisinde bulunan Nemrut Dağından başka yer değildi. Sin Ammar Hummalı bir çalışma ile aylar sonra öyle bir yapı yaptı ki Nemrut dağına inanılmaz bir yapı inanılmaz bir mühendislik inanılmaz bir matematik yani fenni bilimleri resmen havanda döverek ortaya muazzam bir eser ortaya koymuştu. Şimdi sıra bu eseri kralın beğenisine sunmaktaydı…

Hemen Kral Antiochos  haber gönderilir yeni eserinin artık hazır olduğu şeklinde… Kral Antiochos büyük bir heyecanla yola koyulur bu anıt mezarı görmek için Nemrut dağının yakınlarına geldiğinde uzaklardan muhteşem eseri görür ve şaşkınlıktan küçük dilini yutar…. Eser harika bir gösterişle tepede tüm güzelliklerini cömertçe gelen misafirlerine sunuyordu.Kral Antiochos  anıt mezara geldiğinden eserin güzelliğinden dolayı gözlerine inanamamıştı, mimarımız Sin Ammar hemen kralın yanına gelerek eserini tanıtmaya başlar bir süre eserini gösterdikten sonra eserin asıl önemli olan kısımları yalnızca mimarımızın ve kralımızın bilmesi gerekiyordu çünkü bundan sonra kralın yatacağı mezar odası ve hazine odasının yerini görecekti ve bu bilgi haliyle gizli kalması gerekiyordu… Mimarımız ve kralımız muhteşem eserin derinliklerine doğru girmeye başladılar her yerde bir şifre bir resim bunları akılda tutmak zordu ama ne çare kral bu şifreleri unutursa hazine odası ve anıt mezarına asla erişemezdi. Sir Ammar ve Kral Antiochos sonunda hazine odasına geldi. Oda oldukça sadeydi ve bu gösteriş meraklısı kralımızın hiç hoşuna gitmedi. Mimarımıza büyük bir sinirle bana burayı mı layık gördün ben onca hazinemi ortada bir yığın olarak mı muhafaza edeceğim diyerek bağırmaya başladı. Mimarımız sakin bir tavırlı odada bulanan oval görünümlü taşı çevirmesini istedi kralından, Antiochos  bu taşı çevirdi daha sonra Sir Ammar Kulluk Tek ilah’adır ona karşı gelinmez cümlesini yüksek sesle söylemesini istedi. Kral bu cümleyi söyledikten sonra sade görünümlü odadan bir anda onlarca çekmece tarzından küçük odacıklar çıkıverdi. Kral büyülenmişti adete ve mimarını bir kez daha tebrik etti.  Kral Antiochos  artık çok yorulmuştu bu güzel eseri gezmekten dolayı ancak mimarımızın bu güzel eserin tamamını ilgilendirecek hayati bir şifreden daha bahsetmesi gerekiyordu.  Bu şifrede belirtilen yerde ki kum eğer boşaltılmaz bu güzel eser 40 yıl içerisinde yıkılarak kum  tanesine dönüşecekti. Sir Ammar bu hayati bilgiyi kralına sabah söylemeyi tercih etti. Kralı çok yorulmuştu ve bir başka bilgiyi daha dinleyecek ve aklında tutacak hali kalmamıştı.

Ve sabah oldu kral mimarını beklerken aklında şeytani düşünceler bulunuyordu. Bu mimar ben öldükten sonra başkası için de bu eserden daha güzel bir eser yapabilirdi. Bunu önlemesi lazımdı. Kimse bu eserden daha güzel bir eser yapılmamalıydı bu dünyada… Bu şeytani düşünceler sonrasında Sir Ammar’ı öldürmeye karar verdi. Huzuruna gelen Sir Ammar’ı Nemrut dağının uçurumlarından aşağı attırdı,  Oysaki Sir Ammar yaptığı eserle ilgili en önemli hususu kralına arz edecekti çok çırpındı bu hususu kralına anlatmak için ama kral onu hiç dinleme gereği duymadan uçurumdan aşağı atarak ölmesine sebep oldu.

Bu acı hikayemizin baş kahramanı Sir Ammar asla putlara inanmıyor tek bir tanrının varlığına inanıyordu. O dönemlerde Hz. İbrahimin dinine sımsıkı bağlıydı. Bu yetenekli Mimar öyle güzel bir eseri kendisini yarı tanrı sanan bir şahsiyete yapmış ve o şahsiyete istemese de Kulluk Tek ilah’adır ona karşı gelinmez cümlesini söyleterek adeta doğru yola davet etmişti. Sir Ammar gibi mimarların yaşadığı o dönem gerçekten pislik olarak adlandırılabilirdi. sapıkça düşünceler herkes için normal şeylerdi o dönemlerde böyle insanların yaşadığını bilmek beni çok mutlu ediyor.  Bildiğim bir şey daha var tarih sahnesinde binlerce Sir Ammar gibi insan rol aldı.  Bu insanlar her zamanda rol alacak.  Bu insanlara baktığımda her şeyden önce haksızlıklar karşısında hak savunucu olmaları dikkatimi çekiyor. En zoru çoğunluğu karşına almak değilmidir ?

 Kendini beğenmiş bencil kral eğer Sir Ammar’ı öldürmeseydi ve son şifreyi de bilseydi aşağıda gördüğünüz yapı ne halde olurdu acaba ?

 Resize of MEB_4658

Sevgili okurlarım hepinizi Nemrut dağında güneşi doğurup ve batırmaya davet ediyorum. Güneşin her  doğumu ve batımından Sir Ammar eminim bir yerlerden bizi izliyor olacaktır.

Sevgiyle kalın…

2 Comments

  1. Avatar Fatma Aydoğdu 12 Mart 2019
    • Avatar kanunadam 12 Mart 2019

Değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler

%d blogcu bunu beğendi: